Kabile devleti mi dediniz? - Mehveş Evin

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD krizi sonrasında ‘Türkiye hukuk devletidir. Kabile devleti değil,’ sözlerini tekrarladı. Devlet yetkilileri mütemadiyen ‘kabile devleti değiliz’ demeye ihtiyaç duyuyorsa, savunmadadır

Peki neden yetkililerimiz kendini savunma ihtiyacı hissediyor? Birincisi, Türkiye dünya nezdinde hukuktan giderek uzaklaşan uygulamaları nedeniyle eleştirildiği, kaale alınmadığı, siyasi ve kurumsal ağır prestij kaybına uğradığı için. İkincisi, bizzat uluslararası hukuk kurallarını, Anayasa’yı, ceza kanunlarını çiğnedikleri, yok saydıkları, yamalı bohçaya çevirdiklerinin farkındalar; aksini iddia ederek birilerini -hala- inandırabileceklerini sanıyorlar. 

Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan çıktığına dair irili ufaklı sayısız örnek verebiliriz. Güncel tartışmalara bakalım. Mesela TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 130 maddelik Torba Yasa'daki 54. Madde, ÇED (çevre etki değerlendirme) raporu olmadan madencilik faaliyetlerine izin vermeyi amaçlıyor. Meslektaşım Pelin Cengiz’in yazdığı gibi, tek başına bu madde çevre mevzuatının çöpe atılması anlamına geliyor. Neymiş, hukuk devletiymiş!

Kamuoyunda kısaca ‘Müftü nikahı yasası’ olarak bilinen tasarı maddesi de kabile devleti usulüyle ortaya atıldı. Ne kadın dernekleri, ne hukukçular, ne de muhalefetin önerileri dinlendi. 

ÜÇ PARTİ MUHALEFET ŞERHİ KOYDU

Bugün Meclis’te, müftülüklere nikah yetkisini de içeren “Nüfus Hizmetleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın görüşülmesi bekleniyor. 

Kimileri ‘ne var yani, müftü de nikah kıyıversin’ diye meseleyi geçiştiriyor. Oldu olacak ticari kanunları da Diyanet düzenlesin, ne fark eder? 

Sözkonusu değişiklik, açıkça Anayasa’nın ve Medeni Kanun’un ihlali demek. Üç muhalefet partisi de müftülüklere nikah yetkisinin verilmesinin, hukuken ve sosyal olarak sorunlu olduğunu vurguladı.

AKP’nin has ortağı MHP’nin bile, çekingen bir uslüpla da olsa tasarıya şerh düştüğünü not edelim. Aynı tasarıda, yabancıyla evlilikle ilgili konan ‘genel ahlak’ ibaresine bu yazıda değinmeyeceğim, ancak o da çok vahim. 

NEDEN TOPLUMU KUTUPLAŞTIRACAK?

1. Anayasa’ya göre herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Fakat bu madde kabul edilirse, toplum ‘müftüye nikah kıydıran’ ve ‘belediyeye nikah kıydıran’ olarak bölünecek. Bunu üç parti de vurgulamış. 

Şimdiden sosyal medyada ‘Sen git nikahını papaza kıydır’ veya ‘Nikah senin neyine?’ şeklinde ayrımcı söylemler dolaşıma sokuldu. Müftü nikahına itiraz edene ‘dinsiz’ damgası vurulabilir, ki ‘hukuk devleti’miz de bu konuda ayrım yapmayı özellikle seviyor.   

2. Yıllık ortalama 600 bin nikâhın şakır şakır kıyıldığı, muhtarlara da bu yetkinin tanındığı Türkiye’de ‘nikah kıydıramıyorum’ gibi bir dert yok... MHP, müftüye nikah yetkisinin yersiz olduğuna dikkat çekiyor ve herhangi bir sınırlama olmadan Diyanet’in yaklaşık 100 bin kadrosuna resmi nikâh kıyma yetkisi verilmesine itiraz ediyor. 

3. Toplumsal cinsiyet eşitliği açısından en kapsamlı, kadın haklarını, laikliği ve toplumsal sonuçlarını gözeten şerh, HDP’den geldi... Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sosyal politika alanından çekilmesi çağrısında bulunan HDP, tasarıyı “evlilik, boşanma ve miras gibi konularda evrensel hukuk normlarından uzaklaşılarak AKP usulü Şer’i Hukuk sistemine geçişin ön hazırlığı” olarak tanımladı. 

TEK İNANÇ BİÇİMİNİN DAYATILMASI

Bu tasarı, imam nikâhının resmi nikâh yerine geçmesi anlamına gelmiyor... Ancak müftülerin resmi nikâh kıymakla görevlendirilmeleri, dinin ve dolayısıyla tek bir inanç biçiminin (Sünni İslam) toplumdaki herkesi kapsaması gereken medeni hukukun alanına müdahil olması anlamına geliyor.  

Malum, 2015’te resmi nikâh olmadan imam nikâhı yapmak suç olmaktan çıkarıldı. Böylece çocuk yaşta ve çoklu evliliklerin, kadınların medeni haklardan yoksun bırakılmasının önü biraz daha açıldı. 

Bir başka iddia, müftülüklere nikâh kıyma yetkisi verilmesinin nikâhsız imam nikâhlarını azaltacağı... Fakat pratikte erkekler, resmi nikâh yapmaktan kaçınıp kız çocuklarıyla veya birden fazla kadınla evlenmeyi becerebiliyor. Boşanma durumunda mal paylaşımından kaçmak için mükemmel bir zırh sağlıyor. 

Hacettepe Nüfus Etütleri Enstitüsü’nün 2014 tarihli araştırmasında Türkiye'de evliliklerin %95'inde hem resmi hem imam nikâhı kıyıldığını ortaya koymuştu. Resmi nikâhsız imam nikâhı yüzde 3’e tekabül ediyor. Bu oran ne yazık ki 18 yaş altında artıyor. 

‘MÜFTÜLÜKLER’DEN İMAMLARA GENİŞLEYEBİLİR

Tasarı yasalaşırsa çoğu kadının, evlenmek için olduğu gibi ailede sorun yaşayınca da Diyanet’e yönlendirilmesi sözkonusu. Diyanet’in kadın erkek eşitsizliğini doğal saydığını, boşanmayı cinsel istismar suçuyla aynı derecede “sorun” olarak gördüğünü de yeri gelmişken hatırlatalım. 

Bir başka önemli husus, tasarıda yetkinin müftülerle sınırlı tutulmaması. Kullanılan “müftülüklere” ifadesinin, yetki devri ile “imamlara” doğru genişletilmesi mümkün. Peki kim, nasıl denetleyecek bunu?

Kaldı ki yetkinin müftülüklere genişletilmesiyle Evlendirme Yönetmeliği’nin de değiştirilmesi gündeme gelecek. Ama nasıl, buna dair hiçbir açıklama yok! 

Müftülüklerin nikah kıymasını savunanlar, yarın pekala boşanmaları veya medeni hayatı düzenleyen başka kanunların da din görevlilerine emanet edilmesine ses çıkarmayacak. 

Neydi, kabile devleti değildik değil mi?

artıgerçek / 12.10.17