Bağımsızlık referandumları ve kapitalizmin çürümüşlüğü

“Burjuva toplum, ulusal sorunun çözümünde tamamen hileli müflis çıkmıştır.” Bu tarihsel belirlemeden tek bir sonuç çıkar: Ulusal sorunun çözümünün yolu kapitalist-emperyalist sistemin zincirlerinin parçalanmasından geçiyor.

Katalonya özerk yönetiminin çağrısıyla yapılan bağımsızlık referandumunun etrafında süren kapışma devam ediyor. Toplam nüfusun %16'sına tekabül eden 7.5 milyon nüfuslu Katalanlar, İspanya devletinin engelleme çabalarına karşın yapılan referandumda bağımsızlıktan yana iradelerini ortaya koymuşlardı. Çağın 'barış', 'demokrasi', 'dayanışma' projesi olarak sunulan AB'den, ABD'ye uzanan emperyalist blok bir bütün olarak Katalonya halkının ortaya koyduğu iradeyi hiçe sayarak, 'İspanyanın egemenliği, toprak bütünlüğü ve hukukunun üstünlüğüne bağlı kalınmasını' isterlerken, sorunların çözümünde devlet terörü ve şiddetini temel alan sömürgeci Türk devletinin yöneticileri de beylik laflar ederek sorunun diyalog yoluyla çözülmesini istedi. Emperyalist- kapitalist sistemin elebaşılarının, Katalonya halkının demokratik iradesini dikkate alacaklarını bekleyenler bir kez daha sükut-u hayale uğradılar. Ayı güçler Güney Kürdistan halkının ulusal bağımsızlıktan yana ortaya koyduğu irade karşısında da, bir ulusun bağımsız devlet kurma hakkını hiçe sayarak bu hakkın bölgenin gerici sömürgeci devletleri tarafından boğulmasını da teşvik etmişlerdi.

Kapitalist sistemin ekonomik ve sosyal gelişkinlik bakımından oldukça farklı olan iki bölgesinde, Ortadoğu ve Avrupa'da yaşayan iki ayrı halkın kendi kaderini tayin etme hakkını kullanmak istemlerine karşı yaşanan bu gelişmeler, ulusların bağımsızlık ve özgürlüğü emperyalist sistem içerisinde kalarak elde edemeyeceği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Dahası, burjuva ideologların “sorunların temelinde az gelişmişliğin yattığı”, “kapitalizmin gelişmesiyle birlikte sorunların da çözüleceği” vb. vaazlarının hiçbir bilimsel temelinin olmadığı bu iki olay örneğinde görüldü. Onlar, kapitalist sistem hakkında ne kadar içi boş ve gerici hayaller yayarlarsa yaysınlar yaşamın canlı diyalektiği onların safsatalarını bir bir boşa çıkartıyor.

Ulusal soruna burjuva çözüm arayışı bir çıkmazdır

“..Emperyalizm, sömürgeleri sömürmeden, onları zorla bir tek bütünün çerçevesi içinde tutmadan yaşayamaz; çünkü emperyalizm, ulusları ancak ilhaklar ve sömürge fetihleri yoluyla birbirine yaklaştırabilir, emperyalizm koşulları içinde başka türlü bir düşünmek olanaksızdır.” (Marksizm ve ulusal sorun ve sömürgeler sorunu, Stalin, sf. 242) “Çokuluslu burjuva devletin trajedisi şudur ki, o, bu çelişkileri çözebilecek durumda değildir, özel mülkiyeti ve sınıf eşitsizliğini sürdürerek ulusları 'eşitleştirmek' ve ulusal azınlıkları 'korumak' için yaptığı girişimlerin hepsi, genel olarak yeni başarısızlığa, ulusal çatışmaların yeni bir kızışmasına yol açar.” (age, sf. 113)

Faşist Franko rejiminin yıkılmasından sonra 1979 yılında Katalonya'nın özerlik hakkını tanıyarak Katalan sorununu, 'özel mülkiyete ve sınıf eşitsizliğine' dokunmadan ülkenin birliği içerisinde çözmeyi amaçlayan İspanyol burjuvazisinin girişimi de başarısızlığa mahkumdu ve öyle de oldu.

Burjuva çağda devlete egemen olan burjuvazi, genel olarak egemenliği altında tuttuğu toprakları ezilen, bağımlı ulusların olduğu gibi komşu ülkelerin de aleyhine genişletmek eğilimi taşır. Bundandır ki çok uluslu devletler içerisinde ne ulusal baskı ve haksızlıklar son bulur ne de komşu burjuva devletler arasındaki çatışmalar.

Ulusal pazar uğruna savaşan burjuvazi eski sömürge politikalarının da sürdürücüsü olmuştur

“Ulus, yalnızca tarihsel bir kategori değil, ama belirli bir çağın, yükselen kapitalizm çağının tarihsel bir kategorisidir.” (Marksizm ve ulusal sorun ve sömürgeler sorunu, Stalin, sf. 20)
Kapitalizmin yükseliş döneminde ulus sorununu kendi pazarını yaratabilmek için çözen burjuvazi, iktidara yerleşmesiyle birlikte eski toplumdan devraldığı sömürgeler politikasını ise burjuva içerikle devam ettirdi. Kapitalistleşme sürecine geçen bin yılın ikinci yarısında giren batı Avrupa ülkelerinde ulusal sorunun kapitalist yoldan, egemen ulusun lehine olmak kaydıyla çözüldüğüne tanık oluyoruz. Bununla birlikte kapitalizmin serbest rekabetçi yükseliş döneminde olduğu gibi, emperyalizm aşamasında da burjuvazi sömürge veya bağımlı uluslar sorunlarına hiç bir çözüm üretemedi. Tahakküm ve yayılma eğilimiyle birlikte kurduğu ulusal pazarda dünyaya gözlerini açan sermayenin amacı, özgürlük değil hakim olmaktı.
İngiltere'de çürümüş feodal sistemi halkı silahlandırarak ortadan kaldıran, 1649 yılında İngiltere kralı I. Charles Stuart'ı halka ihanetle suçlayıp boynunu vurdurarak idam eden İngiliz burjuvazisi İrlanda'ya yönelik sömürge savaşının da sürdürücüsü olmuştur. (Yakın çağlar tarihi, N. V. Yeliseyeva, sf. 19-21)

Tarihte halk yığınlarının bir dinsel öğretinin bayrağı altında değil, doğrudan doğruya politik hakları için çarpıştığı ilk devrim” (age. sf. 75) olan, feodal düzeni parçalayarak yeni bir dönemi başlatan büyük Fransız Devrimi'nin zaferi de sömürge halkların sömürge boyunduruğunu kırmak bakımından bir sözü olmadı. Fransa'da ulusal bir devletin kurulmasıyla sonuçlanan büyük burjuva devriminin zaferi tarihin sahnesini burjuvaziyle proletaryanın savaşına hazırlarken, iktidarı ele geçiren ve konumunu sağlamlaştıran Fransız burjuvazisi de kendisini İngiltere'yle sömürge savaşlarının içerisinde buldu.
Kapitalizmin tekelleşerek emperyalist aşamaya evrilmesiyle birlikte pazarlara hakim olma, sömürge ve bağımlı ülke topraklarını genişletme savaşları da yaygınlaşarak evrensel boyuta taşındı. 'Ulusal sorun işte böyle genişlemiş ve sonunda, olayların akışı sonucu, genel sömürgeler sorunu ile kaynaşmıştır; ve devletin iç sorunu olmaktan çıkan ulusal baskı, birçok devleti ilgilendiren bir sorun, 'büyük' emperyalist güçlerin, bütün haklarından yararlanamayan güçsüz milliyetleri kendilerine bağımlı kılma savaşımı (ve savaşı) sorunu durumuna dönüşmüştür. Burjuva toplum, ulusal sorunun çözümünde tamamen hileli müflis çıkmıştır.' (Stalin, age. sf. 114-115)

Sosyal şovenistler de egemen burjuvazinin hizmetinde

Zayıf, güçsüz ve özünde burjuva olan ulusal hareketler, bağımlı oldukları devletlerin şiddetine karşı güçlü bir işçi ve halk hareketinin olmadığı koşullarda, sınıfsal karakterleri itibarıyla emperyalist güçlerin kanatları altına sığınarak sorunun 'çözümüne' yardımcı olmalarını isterler. Bu tutumlarıyla her ne kadar eleştirilmeyi hak etseler de, onların bu davranışları sözde anti-emperyalist söylemler ve 'ülke bütünlüğü' gibi demagojilere sarılarak burjuva devletlerin arkasında safa girenleri haklı çıkartmaz. Zira, birçok tarihsel deneyim göstermiştir ki, 'kendi' burjuvazisine karşı devrim için savaşma yetenek ve perspektifini yitiren, kapitalist-emperyalist sistem içerisinde sorunları çözme hayaliyle yanıp tutuşan reformist sol çevreler, milliyetçi söylemler ve 'sol' lafazanlıkla ulusal hareketler karşısında 'kendi' burjuvazisiyle ve onun üzerinden emperyalist devletlerle işbirliği yapmaktan geri kalmamıştır.

Katalonya'nın bağımsızlığına karşı Barcelona'da yapılan ve iktidardaki Rajoy'un Halk Partisi’nden 'Sosyalist' Parti’ye, kimi 'sivil' kuruluştan faşist partilere kadar birçok kesimin katıldığı yürüyüşün konuşmacısı İspanya 'Komünist' Partisinin eski sekreteri Francisco Frutos olabiliyor. Bırakalım kendi ülkelerinin 'toprak' birliğini, Irak'ın 'toprak' birliğini de kendisine dert edinen ve bunu anti-emperyalizm yaftasıyla örtmeye çalışan ÖDP gibi partilerin ortaya koyduğu utanç tablosunun İspanyolcasıdır Barcelona'da tekrarlanan.

 

Ne sosyal şovenizm ne de kuyrukçuluk proletaryanın politikası olamaz

“Burjuva toplum, ulusal sorunun çözümünde tamamen hileli müflis çıkmıştır.” Bu tarihsel belirlemeden tek bir sonuç çıkar: Ulusal sorunun çözümünün yolu kapitalist-emperyalist sistemin zincirlerinin parçalanmasından geçiyor.

K. Ali