Büyük resmin gösterdiği mesele “milli” değil, sınıfsaldır!

Ortada ne “milli” ne de “dini” bir mesele var. Tek bir mesele var; o da sermaye sınıfı ve işçi sınıfı arasında. Kapitalistler ve onların hizmetkârları, o asalak burjuva sınıfına yakışır bir şekilde, sırayla tüm yolsuzlukları (aralarında çıkar çatışması olsa bile) işlerine geldiği gibi yapıyorlar. Bizim meselemiz tam da bu yüzden sınıf meselesidir. Kavgamız da bu nedenle AKP’yi de içine katarak, onun da bir parçası olduğu kapitalist sisteme karşı sınıf kavgası olmalıdır.

Erdoğan AKP’si karıştıkları yolsuzlukların gündeme gelmesinin yarattığı krizle uğraşıyor bir kez daha. Bir tarafta kısa bir süre öncesinin ödüllü kahramanı, AKP’nin medarı iftiharı Zarrab’ın itirafları, diğer tarafta Binali’nin kumarbaz çocuklarının Malta’da, “vergi cennetlerinde” ortaya çıkan serüvenleri ve Erdoğan hanedanının Man’daki iş bilir ticari kurnazlıkları… İşlerin nereye varacağı hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda büyük bir ilgiyle takip ediliyor.

Bu yolsuzlukların ortaya çıkmasını sağlayan koşulların Türkiye’deki toplumsal muhalefetin baskısı sonucu olmaması, Erdoğan’ın ve onun yeni koalisyonunun emperyalizmle kirli ilişkilerinin sonuçlarıyla ilgili olması esasen hiçbir önem taşımıyor. İşçileri ve emekçileri ilgilendiren işin bu tarafı değildir. Saltanat uğruna yaşanan yozlaşmanın, sistemin kendi içindeki dengeleri bile hiçe sayarak “durmak yok yola devam”ların vardığı noktadır burası; uçurum, bataklık ve yolsuzluk… Ve yine bu gibi yolsuzlukların kapitalist sistemin bir parçası ve sonucu olduğu, birbirinden ayrı düşünülemeyeceği de bir başka önemli gerçektir.

AKP ve cemaat kapışmasının ilk ciddi rauntlarından olan 17-25 Aralık vesilesiyle açığa çıkan ayakkabı kutularındaki paraların nasıl sıfırlandığını yeniden izliyoruz. AKP’nin “milli gururu” Zarrab’ın önüne yatanların açtığı yol şimdi Amerika’da bir çıkmaz sokağa çıktı. Ve hepsi oradaydılar, bu yolun yolcusuydular. Erdoğan’ın severek kullandığı o meşhur nakarattaki gibi “beraber yürüdüler bu yollarda.” Kiminin cebinde milyon dolarlık/euroluk rüşvet paraları, kiminin bileğinde 700 bin lira değerindeki hediye saatleri… Şimdi ise daha önce işlerini gördürdükleri ve gururla övündükleri “vatandaş” Rıza’nın devlet sırlarını açığa çıkarmaktan, casusluk yapmaktan dolayı sözde mal varlıklarına el koyuyorlar, “vatan haini” ilan ediyorlar.

Ancak milyonlarca insan görüyor ki onlar emekçilere “dolarlarınızı bozdurun” derken, kendileri milyon dolarlarını karanlık işlerde kullanmışlar. İşçi ve emekçilere türlü türlü vergi ödettirenler, içilen sudan bile defalarca vergi alanlar, yaptıkları bu “bol kazançlı hayırlı işler’ karşılığında “vergi cennetlerinde”, yuva yaptıkları Man’da vergiden kaçmışlar.

Oysa Türkiye, OECD ülkeleri arasında işçilerin üzerindeki vergi yükünde ilk sırada yer alıyor. İşçilerin milli gelirden aldığı payda ise Türkiye son sırada bulunuyor. Vergi ödettirmek için yoksulların peşine düşenler, kendi vergi hırsızlığını “vatan sevdası”, “din-iman aşkıyla” yapıyorlar. O kadar yüzsüzler ki 2018 asgari sefalet ücreti için işçilerden fedakârlık yapmalarını bekliyorlar!

İşledikleri bu yüz kızartıcı suçlardan sıyrılabilmek için yapılanların “milli bir mesele” olduğuna, tüm Türkiye’nin hedeflendiğine herkesi inandırmaya çalışıyorlar. Amerikan emperyalizminin bir dediği iki edilmezken, Ortadoğu’da ABD’nin çıkarına savaş çığırtkanlığı yapılırken, tıpkı Ortadoğu’da olduğu gibi Türkiye’de de IŞİD bombaları patlatılırken, BOP eşbaşkanlığıyla övünülürken, Esad “Esed” ilan edilirken işin bu tarafı önemli değildi. O zaman Erdoğan büyük liderdi! İşler tıkırında giderken aslan payı, övünç madalyası onlara, yapılan kirli hesap çıkmaza girince “milli mesele!”

İşte gerçek büyük resim!

İstiyorlar ki “aynı gemideyiz, gemi batarsa hepimiz batarız” masalına herkes inansın. Her kriz döneminde böyle yapıldı. Ekonomik kriz mi var, “şimdi fedakârlık zamanı”, işçiler-emekçiler kemer sıkmalı. Savaş mı var; yoksul çocukları cepheye, zengin çocukları Avrupa’ya, Amerika’ya…

Ancak bu düzen böyle sürmemeli. Hırsızlar bir tarafa, emeğiyle, alınteriyle yaşamaya çalışanlar bir tarafa. Türlü türlü yolsuzluklar yapanlar bir tarafa, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak isteyenler bir tarafa. Emperyalizmle işbirliği yapmayı, ona uşaklık etmeyi ezelden beri “milli mesele” sayanlar bir tarafa, kapitalist-emperyalist sisteme karşı, sömürünün olmadığı insanca bir yaşam için mücadele edenler bir tarafa.

Gerçek büyük resmi hangi sınıfa mensup olduklarını bilen, sınıf bilinci olan işçiler, emekçiler görüyor. Ortada ne “milli” ne de “dini” bir mesele var. Tek bir mesele var; o da sermaye sınıfı ve işçi sınıfı arasında. Kapitalistler ve onların hizmetkârları, o asalak burjuva sınıfına yakışır bir şekilde, sırayla tüm yolsuzlukları (aralarında çıkar çatışması olsa bile) işlerine geldiği gibi yapıyorlar. Bizim meselemiz tam da bu yüzden sınıf meselesidir. Kavgamız da bu nedenle AKP’yi de içine katarak, onun da bir parçası olduğu kapitalist sisteme karşı sınıf kavgası olmalıdır.