“Yeni Ekimler için ileri!”

3 Aralık'ta İstanbul’da düzenlenen etkinlikte BDSP adına yapılan konuşma...

Değerli dostlar, sevgili yoldaşlar;

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu adına sizleri selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum. Sosyalist Ekim Devrimi'nin 100. yıl dönümü vesilesiyle düzenlemiş olduğumuz “Gelecek mutlak sosyalizm!” etkinliğine hoş geldiniz.

Ekim Devrimi

Dostlar, işçi sınıfının bilimsel dünya görüşünü en özlü bir şekilde sunan Komünist Manifesto şu sözlerle başlar: Toplumların tarihi sınıf savaşımları tarihidir! Özgür ile köle, toprak sahipleri ile yoksul köylü, soylu-ayrıcalıklı sınıflar ile emekçiler, kısacası ezen ile ezilenler tarih sahnesinde birbiriyle sürekli bir karşıtlık içinde bulundu. Birbirine karşı gizli ya da açık, ama kesintisiz bir mücadele sürdürdü. Tarihsel gelişimin önünde engele dönen sistemler bu sınıf mücadeleleri sonucunda ya aşılarak yerini yeni toplumsal koşullara bıraktı, ya da kavga mücadele eden sınıflar bir arada çöküşüyle sonuçlandı. Fakat, günümüzde hüküm süren kapitalist sistem dahil olmak üzere, bugüne kadar kurulan tüm toplumsal düzenler sömürü ve sınıflar gerçeğini ortadan kaldırmadı. Tersine, yeni biçim, görünüm ve ilişkiler üzerinden sınıfların ve sömürünün devamını getirdi.

İşte insanlığın bu büyük tarihsel yürüyüşü içerisinde 100 yıl önce gerçekleşen Sosyalist Ekim Devrimi'ni diğer toplumsal devrimlerden ayıran temel nokta budur. Çünkü Ekim Devrimi, Paris Komünarlarının kısa iktidar deneyimini saymazsak, başta işçi sınıfı olmak üzere toplumun emekçi kesimleri tarafından baskının, sömürünün ve sınıfların olmadığı, insanın insanca yaşayabileceği bir dünya kurma yolunda gerçekleştirilmiş ilk tarihsel eylemdir. Bu yönüyle, bin yıllardır devam eden insanlığın kurutuluşu mücadelesinde bir kilometre taşıdır. Eşitlik, özgürlük ve sosyalizm düşünün gerçek kılınmasında atılmış bir büyük adımdır.

Ekim Devrimi tam da bu nedenle tarihin tozlu sayfaları içerisinde ve geçmişte kalan bir olay değildir. Hala daha günceldir ve insanlığın geleceğini temsil etmektedir. Dostlar, bu büyük tarihsel eylemden öğrenecek çok şeyimiz var.

Bolşevik parti önderiliğinde kenetlenen işçi sınıfı ve emekçilerin gerçekleştirdiği Ekim Devrimi, ilk olarak üretim araçları üzerindeki sermayenin egemenliğine son verdi. Tüm üretim araçları toplumsallaştırıldı. Üretim toplumun ihtiyaçlarına göre düzenlendi. Böylece bin yıllardır süre gelen sömürü ilişkilerine büyük bir darbe vurulmuş oldu.

Kadınların üzerindeki çifte baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmak için acil önlemler alındı. Yine, Çarlık Rusya'sında cehennemi yaşayan ezilen ulusların bütün hakları tanındı, ulusların bir arada kardeşçe yaşayabilmesinin koşulları yaratıldı.

Tüm bu kazanım ve gelişmeler kapitalist dünya içerisinde ezilen ve sömürülen tüm kesimlere umut oldu. Özetle, Ekim Devrimi kendisinden sonra gelişen sınıf mücadelelerine ve devrimlere de esin kaynağı oldu.

Dostlar, yoldaşlar;

Ekim Devrimi'nde devrimci parti kritik bir yer tutmuştur. Zira, Marksist dünya görüşünü kendisine kılavuz edinmiş olan Bolşevik parti ve onun önderliği olmasa idi, ne devrim gerçekleşebilirdi, ne de sonrasında yaratılan değerler ve kazanımlar güvencelenebilirdi. Bunun böyle olduğunu, başta Alman devrimi olmak üzere bir dizi deneyiminden tüm açıklığı ile görebiliyoruz.

Bu açıdan, Ekim Devrimi'nin bize bıraktığı en önemli miraslardan birisinin, Leninist parti öğretisi ve deneyimi olduğunu söyleyebiliriz.

Günümüz dünyası

Sevgili dostlar, Ekim Devrimini yaratan tarihsel ve toplumsal koşullar hala daha yerli yerinde duruyor. Zira, günümüzde emperyalist-kapitalist sistem tüm barbarlığı ile hüküm sürmeye devam ediyor. Dahası, çok yönlü bunalımları her geçen gün derinleşen emperyalist sistem, dünyamızı ve insanlığı büyük bir uçurumun kenarına doru sürüklüyor. Gelinen süreçte ihtiyar dünyamıza ömür biçenler bile var.

Dostlar, kapitalist sistem yaşadığı bunalımdan çıkış adına işçi ve emekçilere dünya ölçeğinde acı reçeteler dayatıyor. Neoliberal saladırı programları üzerinden sınıf ve emekçilerin can bedeli kazandığı haklar bir bir ortadan kaldırıyorlar. Sömürüyü yoğunlaştıran sosyal saldırılar ile ücretler düşürülüyor, çalışma saatleri uzatılıyor.

Servet-sefalet kutuplaşması ise devasa boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın bütün zenginlikleri bir avuç asalak sömürücünün elinde toplanırken, milyonlarca insan açlık sınırında bir yaşam sürüyor. On binlercesi ise bir bardak temiz suya, bir dilim ekmeğe muhtaç.

Kapitalist barbarlık sadece insanlığı etkilemiyor. Çevre ve diğer canlı türleri, doymak bilmeyen burjuvazinin kar hırsı nedeni ile ağır bir yıkımla karşı karşıya. Bilim insanları atmosferi kirleten sera gazı salınımının %80'ini, sadece üç büyük tekelin gerçekleştirdiği üretim faaliyetlerinden kaynaklandığını belirtiyor. Çevre ve yaşam alanlarımız kapitalist rant uğruna talan edilirken, temiz bir nefes almaya dahi muhtaç hale getiriliyoruz.

Öte yandan, kriz olgusunun emperyalistler arasındaki çelişkilerin derinleştiği bir döneme denk gelmesi, savaş ve saldırganlık politikalarının da önünü sonuna kadar açmış durumda. Emperyalistler arasında kızışan egemenlik kavgası nedeniyle, başta Ortadoğu olmak üzere, dünyanın bir çok bölgesinde mazlum halklar tarifsiz acılar yaşıyor. Dahası, insanlığı, tarihsel birikimi ve bütün bir dünyayı tehdit eden savaş gerçeği her geçen gün daha da yıkıcı boyutlar kazanıyor.

Tüm bunlar bir arada burjuva gericiliğinin dünya ölçeğinde tırmanmasına yol açıyor. Bugünün dünyasında emperyalist metropollerde dahi polis devleti uygulamaları her geçen gün yoğunlaşıyor. Sözde, demokrasinin beşiği sayılan Fransa gibi ülkelerde bile OHAL'i kalıcılaştıran adımlar atılıyor. Yine Avrupa başta olmak üzere, bir dizi bölgede ırkçılık, yabancı düşmanlığı adeta dizginlerinden boşalmış durumda. Faşist partilerin toplumsal desteği ise gün be gün büyüyor.

Emperyalist kapitalist sistemin yarattığı sorunlara daha bir çok örnek verilebilir. Fakat bu kadarı bile durumun ciddiyetini göstermek için fazlasıyla yeterli.

Türkiye

Dostlar, emperyalist sistemin parçası olan Türkiye kapitalizminin tablosu da çok farklı değil. Etrafı kriz dinamikleri ile çevrili olan Türkiye, kendisi de çok yönlü krizlerin pençesinde debelenen bir ülke. Ekonomi alanından yansıyan veriler, Türkiye kapitalizminin ciddi bir kriz ortamında 2018 yılını karşıladığını gösteriyor. Enflasyon rakamları son yılların rekor seviyesine ulaşırken, işsizler ordusu her geçen gün büyüyor.

Sevgili dostlar, Türk sermaye düzeni, krizi yönetebilmek adına işçi sınıfı ve emekçilere kölece bir yaşam ve çalışma koşulları dayatıyor. Günümüz Türkiye'sinde işçi ve emekçiler açlık sınırında olan asgari ücretle çalıştırılıyor. Ağır, yıpratıcı çalışma koşulları ve uzun çalışma saatleri ile fabrikalar adeta birer sömürü cehenneminine dönmüş durumda.

Tüm bunlara Türkiye toplumunun üzerine çöreklenmiş bulunan siyasal gericiliği ve her geçen gün yoğunlaşan faşist baskı ve saldırıları eklemek gerekiyor. Sermayenin demir yumruğu olarak çalışan AKP iktidarı, kendisine muhalif olan kim varsa ezmek için pervasızca saldırıyor. İşçi sınıfının grev ve eylemlerini OHAL'a dayanarak yasaklıyor. Muhalif basın yayın kuruluşlarını susturuyor. Baskı ve sömürüye karşı mücadele edenler işkencelerle, gözaltı ve tutuklama terörü ile sindirilmek isteniyor. Mazlum Kürt halkı kirli savaş politikalarının hedefi halinde. Kürt kentleri savaş makinesi ile yakılıp yıkılırken, Kürt politikacılar zindanlara dolduruluyor. Tüm bunlara direnen Kürt halkı en barbar yöntemlerle katlediliyor.

Rüşvete, hırsızlığa ve yolsuzluğa boğazına kadar saplanmış olan iktidar, açlık ve sefalet içerisinde yüzen milyonlara diyor ki; bize biat, allaha ise şükredin!

Sınıf ve halk hareketleri

Dostlar, emperyalist kapitalist sistemin yarattığı tüm bu sorunlar, toplumun derinliklerinde büyük bir öfke biriktiriyor. Son yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye'de yaşanan sınıf-kitle hareketleri ve halk isyanları bunun tartışmasız örnekleri oldu.

Mısır'da, Tunus'ta ve daha bir çok Arap ülkesinde sokağa akan yüz binler “artık yeter” diye haykırdılar. Yine Türkiye'de günlerce süren Haziran Direnişi baskı ve zorbalığa karşı biriken öfkenin doruk noktası idi. Yunanistan'dan İspanya'ya Fransa'dan Almanya'ya kadar, bir dizi avrupa ülkesi grevlere ve gençlik hareketlerine sahne oldu.

Evet dostlar, dünya ölçeğinde gündeme gelen kitle hareketleri bugün için düzeni aşan bir ufka sahip olmasa da, kitlelerin “yeni bir dünya” arayışı açık bir sosyalizm mücadelesine dönüşmese de, alttan alta devrimci süreçlerin mayalandığı kesin.

Buradan hareketle; dönemin bunalımlar ve savaşlar dönemi olduğu kadar, kitle hareketleri ve devrimler dönemi olduğunu söyleyebiliriz.

Sosyalizm günceldir

Günümüz dünyasında ve Türkiye'de yaşanan bu gelişmeler, sosyalizmin ne denli güncel ve insanlığın kurtuluşu için ne kadar yakıcı bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle, insanlığın baskı ve sömürüye karşı bir kez daha eşit, özgür, sınıfsız, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya arayışına yöneleceği konusunda hiç bir şüphemiz yok. İşte, tam da bu noktada Sosyalist Ekim Devrimi işçi sınıfı ve emekçilerin önünde yol gösterici rolünü bir kez daha oynayacaktır. Ekim Devrimi, tüm birikimi ve bugüne devrettiği mirasla bu şanlı yürüyüşte yolumuzu aydınlatan bir meşale olarak yanmaya devam edecektir.

Bu bilinç ve inançla sizleri işçi sınıfının devrimci programı altında birleşmeye, sınıfın, devrimin ve sosyalizmin partisi saflarında kapitalist sömürü düzenine karşı mücadele etmeye çağırarak sözlerimi noktalıyorum.

Yaşasın devrim ve sosyalizm!

Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

Gelecek mutlak sosyalizm!

Ateşin keşfinden güneşin zaptına, yeni Ekimler için ileri!