“İşte barış, dünyayla yarış” mı, “sınıfa karşı sınıf” tutumu mu?

Metal işçisi inisiyatifi eline alıp, komitelerini kurmadıkça, harekete geçmedikçe, üretimden gelen gücünü kullanmadıkça masada satış sözleşmeleri imzalanacaktır. İhanetin önüne geçmek için zaman kaybetmeden “sınıfa karşı sınıf” tutumuyla davranma vakti gelmiştir.

Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’na (MESS) bağlı patronların fabrikalarında 2017 Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmeleri, MESS’in 5 Ekim’de Türk Metal, 6 Ekim’de Birleşik Metal-İş ve Çelik-İş sendikaları ile yaptığı toplantılarla başladı.

İşçi sınıfının mücadelelerle kazanılmış bir hakkı olan TİS’ler bugün gelinen aşamada, işçi sınıfını MESS’in dayatmalarına boyun eğdirmenin, düzen sınırlarında tutmanın bir aracına dönüştürülmektedir. Bu nedenle metal işçileri inisiyatifi eline almadıkça kurulan masalarda satış sözleşmeleri imzalanmaya devam edilecektir.

Yapılan ilk görüşmeler bunun sinyallerini fazlasıyla vermektedir. Görüşmelerde konuşan MESS Genel Başkanı Kudret Önen “Metal sanayisinin Türkiye ekonomisinin ana şalterlerinden biri olması nedeniyle, sorumluluğumuz sadece kendi çevremizle sınırlı değildir”, “İşte barış, dünyayla yarış”, “dünyayla rekabet”, “ülkemize karşı sorumluluk” ifadelerini kullandı. Metal patronları bu söylemler üzerinden milliyetçi duyguları istismar ederek metal işçisini sefalet koşullarına ikna etmeye çalışmaktadırlar.

Bu yılki görüşmelerde de MESS’in arkasında her zaman olduğu gibi AKP hükümetinin tam desteği ve buna ek olarak OHAL koşullarının kendilerine sunduğu eşsiz imkanlar bulunmaktadır. Vergi indirimleri, teşvikler, OHAL’den istifade grevlere müdahale ediliyor olması TİS görüşmeleri başlarken MESS’in elini güçlendirmektedir.

Türk Metal her zamanki gibi, “üretmek, kazanmak, kazandırmak istiyoruz!” söylemiyle hareket etmekte, bu noktada MESS ile tam bir uyum içerisindedir. %38 aldatmacası, tarihi zafer, tarihi sözleşme demagojilerinin içinin fos olduğu önümüzdeki günlerde daha açık görünecektir. İlk görüşmede geçen 16 idari madde bile Türk Metal’in bütün söylediklerini yutacağının ispatı niteliğindedir. Sadece idari maddeler geçmişken ve onlarda da geçmişten hiçbir fark yokken “16 idari madde, sendikamızın önerdiği şekliyle, aynen kabul edildi” diyerek “biz ne dersek o” pozları vermeye çalışmaktadırlar.

Anlaşma sağlanan maddeler “Tanımlar, Amaç, Tarafların Tanınması, Tarafların Temsili, Tarafların Sorumluluğu, Kapsam ve Yararlanma, Sendika Aidatı, Muvafakata Bağlı Kesintiler, Sendika Temsilcilerinin Atanması, Sendika Temsilcilerinin Görevleri, Sendika Temsilci ve Görevlilerinin Teminatı, Sendika Üyelerinin Teminatı, Sendikada Görev Alan Üyeler, Sendika Temsilci Odası, İlan Panosu, Sendikal İzinler” maddeleridir.

İdari maddeler arasında yer alan işyeri temsilcilerinin atanması ve sendika aidatı maddeleri geçmişte olduğu gibi geçmiştir. Metal Fırtına sonrası, temsilcileri işçilerin seçeceği vaadi de, sendika aidatlarının düşürüleceği vaadi de TİS masasında unutulmuştur. Daha doğrusu metal işçilerinin bütün talepleri gibi görmezden gelinmiştir.

6 Ekim’de masaya oturan Birleşik Metal ve Çelik-İş’in toplantılarında da tablo çok farklı değildir. Adnan Serdaroğlu otomotiv ve beyaz eşya sektörlerindeki rekorlara, üretim artışlarına ve kârlara, asgari ücret ile açlık-yoksulluk sınırları arasındaki farka dikkat çekmiştir. Ancak, Birleşik Metal-İş kendi taleplerinde dahi aradaki bu farkı görmezden gelmektedir. OHAL’in grevleri yasaklamanın aracı olarak kullanılmasının yanlışlığını belirtirken, bu koşullarda TİS ve grev hazırlıklarından bahsetmemektedir. Çünkü böyle bir hazırlıkları yoktur. EMİS sürecinde de çok net gördüğümüz gibi grev yasaklandığında, işçilere “işbaşı yapın” çağrısı yapmaktan başka planları yoktur.

İlk görüşmeler metal işçilerine umut vermekten çok uzaktır. Metal işçisi greve çıkmadan, üretimi durdurmadan kazanamayacağının farkındadır. Ancak, mevcut örgütlülük ve ortak hareket etme düzeyi bu noktada sendikal cendereyi aşma gücünden yoksundur. Bu yoksunluk çaresizliğe ve umutsuzluğa dönüşmemelidir. Öncü metal işçileri hızla dağınıklığa müdahale etmelidir. Fabrikalardaki öfke barut dolu fıçı gibidir. Patlamak için kıvılcımı beklemektedir. Bu kıvılcım ancak ve ancak metal işçisinin kendi bağrından çıkabilir. 

Türk Metal 12 Ekim’de, Birleşik Metal-İş 13 Ekim’de, Çelik-İş 16 Ekim’de tekrar masaya oturmuş olacaklar. Bir kez daha hatırlatmakta fayda var. Metal işçisi inisiyatifi eline alıp, komitelerini kurmadıkça, harekete geçmedikçe, üretimden gelen gücünü kullanmadıkça masada satış sözleşmeleri imzalanacaktır. İhanetin önüne geçmek için zaman kaybetmeden “sınıfa karşı sınıf” tutumuyla davranma vakti gelmiştir.