Kalkınma ajansları gerçeği - 1

DPT’nin yaklaşımı ‘her şey ve herkes sermaye için birleşsin’ yaklaşımıdır.

Kalkınma Ajansları kapitalistler tarafından 1929 Buhranı’ndan beri sanayinin ve üretim süreçlerinin planlanmasında kullanılan araçlardan birisidir. Söz konusu ajanslar özellikle 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’ndan sonra yaygınlaşmıştır. AB ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede ekonomik planlamalar ve stratejiler bu kalkınma ajansları üzerinden belirlenmekte ve hayata geçirilmektedir. Elbette her bir ülkenin  merkezi ekonomi politikaları doğrultusunda. Bu ilk yazıyla kalkınma ajansalarına dair genel bir bilgilendirme yapmaya çalışacağız. Devam yazılarda ise dünyada ve Türkiye’deki uygulamalar ile ilk sonuçlarını ele alacağız.

Türkiye’nin 12 bölge ve 26 alt-bölgeye bölünmesi

Avrupa Birliği Uyum Yasaları, imzalanan protokoller ve sermayenin ihtiyaçları çerçevesinde 22 Eylül 2002 tarihinden itibaren Türkiye’de yeni bir bölge sınıflandırılmasına gidildi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne uyum süreci doğrultusunda, 2002/4720 no’lu kanun gereğince, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) üç ayrı düzeyde İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) bölgesi oluşturdu. Bu sınıflandırmada Avrupa Birliği’nin temel aldığı yaklaşımlar esas alınıyor. AB, üyesi ve üyelik başvurusu yapan bütün ülkelere bu sınıflandırmayı dayatmaktadır. Zira, verileri kendisi için kullanılabilir hale getirebilmek ve planlamalarını, stratejilerini buradan doğru belirlemek için böylesi bir temele ihtiyaç duymaktadır. Bu sınıflandırmada ise sermaye, özel sektör ve bölgesel rekabeti ön planda tutmaktadır.

Söz konusu sınıflandırma nüfus, coğrafya, bölgesel kalkınma planları, temel istatistiki göstergeler, illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyine göre yapılmaktadır. Burada belirleyici olan “kalkınma”dır. Elbette sermayenin palazlanması, önünün açılması yönünde bir kalkınma. Bunu yazının ilerleyen kısımlarında ayrıntılı bir şekilde göreceğiz.

Bu sınıflandırma kapsamında Türkiye, Düzey-1 olarak 12 bölgeye, Düzey-2 olarak 26 alt-bölgeye bölünmüştür. Düzey-3 olarak ise mevcut 81 il baz alınmaktadır. Ancak TÜİK’in ve DPT’nin veri tabanları, planlamalar, strateji ve hedefleri 26 alt bölge üzerinden oluşturulmaktadır. On yıllardır kitaplarda okutulan “Türkiye 7 coğrafi bölgeden ve 81 ilden oluşmaktadır” sözü artık tarih olmuştur. Türkiye, sermaye ve devleti için 12 bölge ve 26 alt-bölgeden oluşmaktadır.

Sınıflandırma tanımlandıktan sonra alt-bölgelerde kalkınma ajansları kurulması, AB uyum yasaları çerçevesinde karara bağlanmıştır. İBBS esasında 2003 yılında ikincisi kabul edilen Katılım Ortaklığı Belgesi’nde kısa vadeli hedefler arasında gösterilen Bölgesel Kalkınma Ajansları’nın kurulmasına yönelik bir ilk ve zorunlu adımı da ifade etmektedir.

Türkiye’de kalkınma ajansları kurulması

25 Ocak 2006 tarihinde kabul edilen 5449 sayılı kanunla birlikte Devlet Planlama Teşkilatı’nın koordinatörlüğünde bölgesel kalkınma ajanslarının kurulması gündeme geldi. Pilot uygulama olarak Çukurova Kalkınma Ajansı (Adana-Mersin) ve İzmir Kalkınma Ajansı kuruldu. Aradan geçen 11 yıl içerisinde ise bütün alt-bölgelerde kalkınma ajansları kurulmaya başlandı.

Kalkınma ajansları ile hedeflenenler ise, 5449 sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun ile şöyle ifade edilmektedir;

“- Bölge içerisindeki özel ve kamusal tüm şirketler, yerel otoriteler ile sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği sağlamak,

- Bölgenin kaynak ve olanaklarını tespit etmeye, ekonomik ve sosyal gelişmeyi hızlandırmaya ve rekabet gücünü arttırmaya yönelik araştırmalar yapmak, yaptırmak, başka kişi, kurum ve kuruluşların yaptığı araştırmaları desteklemek,

- Bölgenin iş ve yatırım imkânlarının, ilgili kuruluşlarla işbirliği halinde ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımını yapmak,

- Bölgelerde yatırımcıların, kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve yetki alanına giren izin ve ruhsat işlemleri ile diğer idarî iş ve işlemlerini, ilgili mevzuatta belirtilen süre içinde sonuçlandırmak üzere tek elden takip ve koordine etmek,

- Yönetim, üretim, tanıtım, pazarlama, teknoloji, finansman, örgütlenme ve işgücü eğitimi gibi konularda, ilgili kuruluşlarla işbirliği sağlayarak küçük ve orta ölçekli işletmelerle yeni girişimcileri desteklemek.”

Açıkça görülmektedir ki, burjuvazi ülkenin bütün olanaklarının ve potansiyelinin sınırsız bir şekilde kendi hizmetine sunulmasını istemektedir. Bunun için toplumu bu doğrultuda organize etmeye çalışmaktadır. Kalkınma Ajansları vb. politikalarla idari ve yerel yönetimleri, ticaret ve sanayi odalarını, eğitimden turizme, sanayiden tarıma, ulaşımdan nüfus planlamasına kadar her şeyi kendisine, kendi gelişimine ve hedeflerine tabi kılabilmek için kendisine ayak bağı olan prosedürleri, bürokrasiyi aradan çekmeye ve sürecin birebir başına geçmeye hazırlanmaktadır.

Ajansların teşkilât yapısı

5449 sayılı kanuna göre ajansların teşkilat yapısı şöyledir:

“MADDE 7

a) Kalkınma kurulu.

b) Yönetim kurulu.

c) Genel sekreterlik.

d) Yatırım destek ofisleri.”

Bu teşkilatlanmada karar mercii yönetim kuruludur. Tek ilden oluşan bölgelerde vali, büyükşehir belediye başkanı, il genel meclisi başkanı, sanayi odası başkanı, ticaret odası başkanı ile kalkınma kurulu tarafından özel kesim ve/veya ‘sivil toplum kuruluşları’ndan seçilecek üç temsilciden; birden fazla ilden oluşan bölgelerde il valileri, büyükşehir belediye başkanları veya büyükşehir olmayan illerde il merkez belediye başkanları, il genel meclisi başkanları ve her ilden birer kişi olmak kaydıyla ticaret ve sanayi odası başkanlarından oluşmaktadır.

Kısacası, bu ajanslar aracılığı ile devletin ve sermayenin aygıtları, kurumları kapitalist üretim sürecinin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden organize ediliyor.

DPT’ye göre bölgesel kalkınma anlayışı, bölgede mevcut olan doğal, ekonomik, kültürel ve teknolojik kaynakların kullanılması yoluyla, yerel fırsatlardan en üst düzeyde yarar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, yerel yönetimler, işletmeler, “sivil toplum kuruluşları”, yerel istihdam büroları, sosyal taraflar, eğitim ve öğretim kurumları, yerel politikacılar ve finans çevreleri gibi aktörler bir arada çalışmaktadır. Bu yaklaşım, yerel ve bölgesel gelişme stratejilerinin önemli bir aracı olan “küme” oluşumunun da çekirdeğini oluşturmaktadır. (DPT, 2004: 20)

Özetle, DPT’nin yaklaşımı ‘her şey ve herkes sermaye için birleşsin’ yaklaşımıdır.

L. Körfez