Tüpraş’ta katilin ardında bıraktığı izler

Tüpraş’ta yaşanan iş cinayetinde katil ardında saklanamayacak denli açık izler bıraktı. Bu izler, özelleştirme saldırısı ile taşeron çalışma sisteminin işçi sınıfına köleliği dayattığı kadar ölümü de dayattığının açık kanıtı olarak orta yerde duruyor. Bir kez daha gözler önüne serilen ikiyüzlülük ise cabası.

İş cinayetlerinin ardı arkası kesilmezken, İzmir Tüpraş’tan gelen patlama ile 4 işçi daha iş cinayetine kurban gitti. Tüpraş ve hükümet adına yapılan açıklamalarda olaya ilişkin bilgiler verilirken, işçi sınıfı yaşananın kaza değil bir cinayet olduğunu deneyimleri ile net bir biçimde biliyor ve haykırıyor.

Geliyorum diyen cinayet, herkesin tanıdığı katil

İş cinayetlerinin hepsinin ortak yanı alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri oluyor. Kopan halatlar, düşen asansörler, çöken madenler, çıkan yangınlar ve benzerlerinin, meydana gelme nedenlerinin başında işte bu ortak özellik yatıyor. Bunun arkasında ise bazen başta taşeron çalışma sistemi olmak üzere esnek çalışma yöntemleri, bazen aşırı çalışma ile özetlenebilecek kötü çalışma koşulları, bazen de maliyeti düşürmek için ilk gözden çıkarılan kalem olarak güvenlik tedbirlerinin görülmesi yatıyor. Bu sebeplerden bir ya da birkaçı ise tek bir şeye hizmet ediyor, o da daha fazla kâr elde etmek. İşte bu sebeple yaşanan ölümlü olayların kaza değil de iş cinayeti olduğunu, sözde iş yasasına tabi ancak gerçekte kâr yasalarının hüküm sürdüğünü, çalışma hayatındaki herkes açıkça biliyor. Bu yalın gerçek; kapitalizmin doğası ile tam bir uyum içinde hayat bulduğundan kaynaklı, çözülemeden işçilerin canını almaya devam ediyor.

Özelleştirmeler iş cinayetlerine davetiye çıkarıyor

1970’li yılların başında derin bir bunalıma sürüklenen kapitalist sistemin kendisine bulduğu çıkış yollarından biri olan özelleştirme, işçi sınıfına örgütsüzlüğü dayattığı kadar kötü çalışma koşullarını da getirmiş oldu. Daha fazla üretim için, kapitalist sistemin tüm kirli metotlarının mekanı olan özel işletmeler kapasite üstü fazla çalışma ile iş cinayetlerine de kapı araladı. Özellikle maden iş kolunda özelleştirmelerin ardından iş cinayetlerinin arttığını ortaya koyan istatistikler mevcut. Buna göre, 1955-2006 yıllarındaki iş kazalarında 2 bin 668 işçi yaşamını yitirmiş 318 bin 654 işçi yaralanmıştır. Bu sayıların büyük bir bölümü ise 1990’lar sonrasına tekabül etmektedir. (1990 yılı yeni Çeltek, ölü sayısı 66; 1992 yılı Kozlu, ölü sayısı 263) Zira bu istatistiklere dahil olamayan Soma Katliamı’nın da kapasite üstü üretim koşullarında gerçekleştiği hatırlanmalıdır.

Tüpraş sermayeye kazandırıyor, işçilere değil

Tüpraş ise 1990 yılında Özelleştirme İdare Başkanlığı’na devredilene dek ülkenin büyük sanayi üretiminin neredeyse %80’ini gerçekleştiren Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nden (KİT) biriydi. Avrupa'nın yedinci büyük rafinerisi durumundaki Tüpraş, dünyanın ham petrol üretimi açısından en kritik iki bölgesi olan Ortadoğu ve Orta Asya'daki çeşitli ham petrol tedarikçilerine yakın olmasının getirdiği avantajla iştah kabartan bir potansiyele sahip. Ayrıca Tüpraş'ın farklı ham petrolleri edinebilme ve bütün türleri işleyebilme özelliği, Orta Avrupa’daki rakiplerine göre Tüpraş'a büyük avantajlar sağladığı için Tüpraş’ı ilgi odağı yapmaya yetti. Özelleştirme politikaları sonucunda ise bu kâr kapısı, 2005 yılında Tüpraş’ın yüzde 51’lik bölümü 4 milyar 140 milyon dolara Koç-Shell grubuna satıldı. Koç Holding’in Tüpraş’a dair ‘gururla’ paylaştığı verilere göre, geçen sene ilk yarı dönemde Tüpraş’ın kapasite kullanımı yüzde 100,9 olmuşken bu yıl ise yüzde 111,5’i buldu. Bu kapasite üstü çalışma şirkete, Haziran 2016 sonunda 409.429 milyon olan dönem kârını, Haziran 2017 sonunda 2.325.983 milyar TL'ye çıkararak 6'ya katlama olanağı vermişken, işçilere ise ölüm olarak fatura edilmiş oldu.

Taşeron çalışma can alıyor

İş cinayetlerinin bilindik bir diğer sebebi ise özel sektörle özdeşleşen ve artık kamu alanında da yaygın olarak uygulanan taşeron çalışma sistemi. Tüm işin parçalar halinde ayrı ayrı taşeronlara verildiği ve aynı iş ortamında her bir taşeronun kâr nedeniyle iş uyumunun gözetilmediği çalışma koşullarında, iş cinayetleri kaçınılmaz olarak meydana geliyor. Taşeron çalışmanın özellikle tersanelerde iş cinayetine davetiye çıkaran bu teknik özelliğinin yanı sıra, ihaleyi alan taşeron firmaların maliyeti en aza indirmek için iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemlerini uygulamadığı, hükümet ve asıl patron tarafından denetlenmediği de bilinen bir gerçek. Bu nedenle iş cinayetlerinin kurbanlarının büyük bir bölümü taşeron işçiler oluyor.

Tüpraş da taşeronların cirit attığı işletmelerden biri. 2011 yılında bir işyeri temsilcisinin basına verdiği röportajda ifade ettiği üzere, özellikle 2005 yılında Koç-Shell grubunun Tüpraş’ı satın almasının ardından taşeron sayısı hızla yükseldi. 2006’da 300 olan taşeron sayısı 2011 yılında 1000’i buldu. 52 kalem iş taşeron firmalara devredildi. Sonuç, Tüpraş’ta artan iş cinayetleri oldu.

Tüpraş, çalışana “değer” verir!

Tüpraş, internet sayfasında kendisini tanıtırken “çalışana değer verir” ibaresini kullanmaktan çekinmeyen bir işletme olarak kapitalizmin tüm ikiyüzlülüğünü de sergiliyor. İş cinayetinin ardından “içeride üretim devam ediyor” diye sevinç gösterisinde bulunan Tüpraş, çalışana verdiği değeri göstermiş oldu. Zira Tüpraş işçisi, özellikle toplu iş sözleşmesi dönemlerinde, uzun yıllara dayanan haklarına Koç grubunun göz diktiğini biliyor. Ücretleri düşürmenin, çalışma koşullarını kötüleştirmenin fırsatı olarak kullanılan toplu iş sözleşmelerinin sonuncusu da Mayıs ayında Petrol-İş Sendikası ile imzalanmıştı. İşçilerin imzalanan sözleşmeden memnun olmadığı ise basına yansımıştı.

Her fırsatta çalışana verdiği “değeri” gözler önüne seren Koç Grubu, Tüpraş’ta hüküm süren koşullardan bir hayli memnundur.

Fail belli

Son yaşanan iş cinayetinin de taşeron işçilerini canlarından etmesi ve Tüpraş’ın gururla açıkladığı kapasite üstü üretimin ardından gerçekleşmesi hiç de tesadüf değil. Tüpraş’ta yaşanan iş cinayetinde katil, ardında saklanamayacak denli açık izler bıraktı. Bu izler, özelleştirme saldırısı ile taşeron çalışma sisteminin işçi sınıfına köleliği dayattığı kadar ölümü de dayattığının açık kanıtı olarak orta yerde duruyorlar. Bir kez daha gözler önüne serilen ikiyüzlülük ise cabası. Tüpraş’taki iş cinayetinin faili bellidir. Katil aynıdır. Tüm iş cinayetlerinin faili bellidir: Daha fazla kâr için yaşayan kapitalist düzeninin kendisidir.